Hemşehrilerimiz bölümünde yer almak için bilgilerinizi iletişim formunu kullanarak bize iletiniz...
MSN VE MAİL ADRESİMİZ: bilgi@yesildagvakfi.org
ELBİSE KAMPANYAMIZ DEVAM EDİYOR.
 
 
 
 
 
 

T.C. Kimlik No Sorgulama
Bağ-Kur Borç Sorgulama
Bağ-Kur Gün Sorgulama 
Sgk Gün Sorgulama
Motorlu Taşıt Vergisi Sorgulama
 

devamı...



Doğum - Vuslat mı?
Anasayfa  »  Yazarlar » Özber Can »  Doğum - Vuslat mı?

Özber CAN
Yrd. Doç. Dr

         Sitemizin değerli okurları, bu yazımızla bir şiir, bir zaman analizi örneği vermeye çalışacağız. Bilindiği gibi doğum, her canlıyı sevindiren, insanı göklere uçuran bir heyecan. Çünkü doğum varlık, varlığı sürdürmek demek. Bu anlamda insan için asıl doğum, vuslata erişmenin, ebedî yolculuğun başlangıcı. Kervansaraya açılan kapı, karşı yönde bir çıkışa yönelme. Geride bir asır kalmış olsa da ezelden ebede uzanan yol, kâmil insan için bir solukluk an. Buna rağmen anlamı oldukça büyük bir dönem. İşte bu dönemlerden birinde hayat gayesini, yaratılış mânâsını kaybetmiş ya da başıboşluk hüzün perdelerini zorlamışsa, beklenti yalnızca ilâhi tecellinin gerçekleşmesine yönelir. Bizim için büyük anlamı olan bu dönemde kâinat ufkundan bir güneşin doğuşuyla akıl ve kalpler düğümlenmiş; dünyayı yerinden sarsan ilâhi değişimler ard arda görülmeye başlamıştı. Öyle ki Yahudi âlimleri, o güne kadar görmedikleri parlaklıktaki bir yıldızı semada görünce bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur demekten kendilerini alamamış; Müjdeler olsun, Hz. Peygamber doğmuştu. Kâinatın Efendisi’nin dünyaya teşriflerindeki ulvî an, yıldızların insanların üzerine dökülecek kadar sarkması’na benzetilmiş; zulüm, küfür, şirk vb. batıl inanç ve âdetlerin sonlanması heyecanı gerçeklik kazanmaya başlamıştı. Zaman sonra Süleyman Çelebi’ye ilham olacak mânevi bir zenginliğe sahip bu an, o güne kadar tapılan putların yere devrilmesi, Kisra Sarayı’nın sallanıp balkonlarının parçalanması, mukaddesliğine inanılan Sava Gölü’nün sularının çekilmesi, bin yıldır söndürülmeyen Mecusi ateşinin sönmesi… gibi olaylarla, o güne kadar kutsal sayılan şeylerin kutsallığının sona ermesiyle sabittir.

      Çağlar sonrasında apaçık gördüğünü anlayamayan insan ve garip, kör bir ozanın basitçe çözebildiği kördüğüm, yan yana duran iki çelişki gibi görünse de bu iki asıl olgu, doğum ve ömrün gidişatını muhasebe bakımından insanı sahici bir aynaya binlerce defa bakmak zorunda bırakmaktadır. Kendine takdir edilen hayatı ihlâs ve takvâ üzere yaşadığından her kim emin değilse, doğmamış-yaşamamış olmanın hissi ona daha sıcak gelir. Doğmamış olmak, tanımadığı kollarda tattığı ilk ağlamayla yola yeniden çıkmak ister. Hayıflanır beyhûde geçirdiği zamana. Duyguları, onu doğmak istediği zamana, gerçekliğin derinliklerine çeker. Ve içine çöken hüzünle semâya açar ellerini. Gözleri boşalır, sözleri çoktandır bunaldığı kabına sığmaz. Hem Leylâ ordadır artık, hem Mecnun. Hem Can, hem Canân. Hem Gül, hem Hazan... Edebiyatın verdiği el ile kendine gelir; kimliğiyle yüzleşir. Aklından geçenlerin sarsıcı gücüyle titrer; Mevlâna’nın dünyaya gelişi ayrılık, ölümü zifaf gecesi gören felsefesine duyduğu mihnetle adaletin ışığında yürümeye, bir paylaşım, bir düstûr üstlenmeye çalışır. Bu düstûr, duaları doruğa taşıyan şu dizelere dökülür:

Alnına doğarsa çağlar zamanın
Kalkarsa bir karış toprak tekbîre
İşte ben o an doğarım

Sabahlar inlerse esselâtü hayrün minennevm
Şükürle uzanırsa eller Güneş’e
İşte ben o an doğarım

Önüme düşerse bir ışık demeti
Son nefes, zaman Ebed-î Uhrâ
İşte ben o an doğarım

Sönerse Nâr-ı Cehennem bu bedenle
Yüz sürebilirsem muhabbet kapısının eşiğine
İşte ben o an doğarım

Görürse gözler Güllerin Efendisi’ni
Beden utanır, can uçarsa tebessümle
İşte ben o an doğarım

Bakarsa ölüme gözler Lâ ilâ haillalâh
Buz toprak ılırsa manevi çağrıyla
İşte ben o an doğarım

Şems’le büyülenirse yine Mevlâna
Söylenirse binlerce dizede hamdım, piştim, yandım
İşte ben o an doğarım

Son kuğusu öterse Gâlip’le divânın
Olursa Sâdi’yle Gülistan-Bostan
İşte ben o an doğarım

Fuzûli’yi anlarsam Su Kasidesi’yle
Götürürse Kelile-i Dimne sükûnete
İşte ben o an doğarım

Secde ederse Leheb’ler, Cehil’ler...
Titrerse yedi kat semâ
İşte ben o an doğarım

Şefaat ederse Hz. Peygamber
Ben’i yoğurabilmişsem hesap gününe
İşte ben o an doğarım

Ebûbekr, Ömer, Osman, Ali
Nakşedebilmişsem sabrı, adaleti, asaleti, cesareti
İşte ben o an doğarım

Bahçelerin nâdide Gül’ü Burak’ta
Bölünür ay, konuşur lâl bebekler
İnlerse nây, makâm-ı Mahmûd
İşte ben o an doğarım.

Kanatlanırsa sevinçle güvercinler
Kılınırsa Ayasofya’da iki rekât
Ve solarsa mağrur yüzü papanın
İşte ben o an doğarım…

        Efendiler Efendisi’nin Veladet-i Nebi adı verilen Doğum Gecesi/Mevlid Kandili’ni âlem-i İslâm olarak her yıl bütün kalbî duygularımız ve ruhumuzla yâd ediyor; O’nun getirdiği ebedî nura ve sünnetlere sımsıkı sarılıyoruz. O’na bağlılığımızı tazelemek her birimiz için yüce bir şeref, büyük bir saadet olsa gerek. Bu duygu ve düşüncelerle mübarek Mevlid Kandili’nizi yürekten kutlar, hayırlara vesile olmasını temenni ederim. Her daim onun şavkıyla aydınlanmanız dua ve niyâzıyl
a
...

 



» Yorumlar
AYHAN EREN - 02/04/2010 17:36
TEK KELİME İLE HARİKA AĞZINA SAĞLIK SAYGILARIMLA



» Yorum Ekle
Ad Soyad :
Yorum :
Geri